Ama işin ilginç tarafı, bu vergilerin ağırlıklı olarak ABD merkezli şirketleri etkileyen yönde olması. Trump' da tam bu noktada itiraz ediyor ve bu vergileri haksız bulduğunu açıklıyor. Ona göre bu uygulamalar, ABD şirketlerini dezavantajlı konuma düşürüyor. Trump’ın öne sürdüğü yaptırım seçenekleri üç başlık altında toplanabilir. Birincisi, hedef ülkelere doğrudan ek gümrük tarifeleri koymak. İkincisi, yüksek teknoloji ürünlerinin özellikle çipler ve yapay zeka donanımı gibi stratejik bileşenlerin ihracatını sınırlamak.Dijital hizmet vergisi dediğimiz şey son yıllarda pek çok ülkenin gündemine girmeyi başarmıştı.
Özellikle Avrupa’da Fransa, İspanya, İtalya ve İngiltere gibi ülkeler, Google, Apple, Meta, Amazon gibi dijital devlerin kendi pazarlarından elde ettiği gelirden daha fazla vergi alabilmek için bu düzenlemeleri getirdiler.
Üçüncüsü ise daha dolaylı yöntemler; yani diplomatik baskı, kişisel yaptırımlar veya ticaret anlaşmaları üzerinden baskı kurmak. Ancak şunu da unutmamak lazım: bu tür adımların uygulanması çok da kolay değil.
ABD’de verilen bu kararların Kongre’den Ticaret Bakanlığı’na kadar pek çok kurum tarafından da onaylanması gerekiyor. Ayrıca Dünya Ticaret Örgütü ve uluslararası anlaşmalar da bu sürecin önünde hukuki engeller çıkarabilir ve kabul görmeyebilir.
Böylesi bir gelişmenin sonuçları hem siyasi hem de ekonomik anlamda ağır olabilir. Eğer bu tehditler hayata geçirilirse, Avrupa ülkelerinin ihracat maliyetleri artabilir, tedarik zincirlerinde kırılmalar yaşanabilir. Bunlar ABD’li şirketlerin de bu karardan zarar görmesine sebep olur. Trump'ın bu resti kendi ülkesine dönecek sonuçlar da barındırmakta.
Bu tür tehditlerin ne kadarının fiiliyata döküleceği, önümüzdeki dönemde ABD’nin atacağı somut adımlarla netleşecek.