Hükümetin aldığı %9,9’luk pay, teknik olarak pasif bir yatırım gibi görünebilir. Yani devlet yönetim kurulunda koltuk sahibi olmayacak, karar mekanizmasına doğrudan müdahil olmayacak. Ama yine de bu kadar büyük bir pay, ister istemez devlet-özel sektör ilişkilerinde sınırlar nereye kadar uzanacak? sorusunu doğuruyor.ABD, son yıllarda yarı iletken üretiminin büyük oranda Asya’da (özellikle Tayvan ve Güney Kore’de) yoğunlaşmasından rahatsız oluyor.
Çünkü bu çipler sadece bilgisayarlar ya da telefonlar için değil; yapay zekadan savunma sanayisine kadar her alanda kritik önem arz ediyor. Bu sebeplerden dolayı yerli üretim meselesi sadece ekonomi değil, aynı zamanda ulusal güvenlik konusu da oluyor.
Intel zaten uzun süredir finansal olarak zor bir dönemden geçiyor. Rekabetin gerisinde kaldı, üretim tarafında TSMC ve Samsung’un hızını yakalayamadı.
Bu yüzden devletin verdiği destek, Intel için bir kurtarma operasyonu gibi görünüyor. Yani vergi mükelleflerinin parası, riskli bir dönüşüm projesine yatırılıyor. Eğer Intel toparlanamazsa, bu büyük kamu desteği ciddi bir tartışma konusu olabilir.
Bu hisse alımı ABD için cesur ama riskli bir hamle oldu. Bir yandan ülkenin çip üretim kapasitesini içeride tutma ve güvenceye alma çabası var. Diğer yandan özel bir şirketin sorunlarını vergi mükelleflerinin parasıyla çözme eleştirisi göze çarpıyor.
Intel’in önümüzdeki yıllarda gerçekten toparlanıp toparlanamayacağı, bu kararın tarih kitaplarında 'stratejik bir zafer' mi yoksa 'pahalı bir hata mı' olarak yer alacağını belirleyecek.