Bir Oyunun İyi Sayılması İçin Açık Bir Dünyada Geçmesi Şart Mı?

Open World teriminin oyunculuk kavramı için vazgeçilmez bir kriter olduğu günümüzde; oyuncuların yeterince serbest bırakılmadığı yapımlar, yerden yere vuruluyor. Peki bu noktada gerçekten bir oyunun iyi sayılabilmesi için, oyuncuya açık bir dünya sunması şart mı? Bu yazımızda, zikredilen soruyu cevaplamaya çalışacağız. 

Açık Dünya Oyunları ve Açık Dünyamsı Oyunlar

Hemen hepimiz; satın aldığımız bir oyunu uzun saatler boyunca sıkılmadan oynamak isteriz. Bu doğrultudaki isteklerimiz de; oyun yapımcılarını yeni bir terim geliştirmeye itti. Bahsini ettiğimiz terim: Open World veya Türkçe karşılığıyla Açık Dünya.

Açık dünya oyunlarını tarif etmeye kalksak, aslında bilimsel ifadelerde bulunamayız. Fakat kısaca ifade etmeye çalışalım.

Açık dünya oyunları; diğer çoğu yapıma nazaran, oyuncunun daha özgür hissetmesini sağlayan yapımlardır. Oyuncular bu tür oyunlarda; oyunu geliştirenlerin istediği üzere değil, kendi isteği ve kararları doğrultusunda oynamaya devam edebilir.

Yaptığımız ifadeyi daha da açmamız gerekirse; açık dünya yapılı oyunlarda oyuncular, istediği bölümü istediği şekilde geçebilir. Bunun yanında görev tamamlama gibi bir zorunluluk yoktur. Oyunun sunabildiği kadar açık olan dünyada oyuncular dilediği gibi zaman geçirebilirler. Yani oyuncu ister görev yapar, ister keşfetmediği bölgelerde dolaşır, ister farklı etkinliklere katılır, isterse de amaçsızca dolaşabilir.

"Oyunun sunabildiği kadar açık dünyada" ifadesini kullandık çünkü bazı yapımlar Open World türünde pazara sunulsa da; oyunda yapabileceğiniz etkinlikler fazlasıyla kısıtlıdır. 

Kimi yapımlar gerçekten yaşayan bir dünya sunabilirken; kimi yapımlar malesef bunu başaramaz. Açık Dünya olayını çok yanlış anlayan bazı geliştiriciler; büyük bir harita, birbirinden uzak görev noktaları ve ister görev yap, ister dolaş mantığını açık dünya oyunu olarak algılamakta. Ya da bu tür oyunları yapma konusunda yeterince başarılı değiller, nasıl derseniz...

Asıl Mesele, Ne Kadar Eğlendiğimiz...

Gelinen noktada bu sevilen oyun türü, zevk vermekten çok; işkenceye dönüşebiliyor. Birbirinin aynısı görevler; klonlanmış yüzlerce NPC tipi, zevkten uzak ana görevler ve yan görevler... 

Oyuna girişteki hızlı başlangıçlar, çoğu zaman oyuncuyu heyecanlandırıyor. Fakat sonrasında gelen heyecandan yoksun görevler ve bomboş açık dünya; oyuncunun hevesini adeta kursağında bırakıyor. 

Oysa ki oynanış dinamikleri kaliteli olan; tamamen çizgisel değil fakat belli bir senaryonun dışına çıkamadığımız çok sayıda oyun, açık bir dünya vâdinde bulunmasa da; açık dünyamsı bir atmosferde geçen çoğu oyundan başarılı olabiliyor. 

Burada asıl mesele, geliştiricilerin yaptıkları oyunları aceleye getirmesi, teknik bilgi yetersizlikleri ve maddi özgürlüğün kısıtlı olması. 

Yeterinde açık bir dünyada geçen oyunlar, oldukça yüksek maliyetler sonucunda oyuncularla buluşuyor. The Witcher 3, Red Dead Redemption 2 ve Grand Theft Auto V; yüksek maliyetlerle yapılmış ve son derece başarılı olan yapımlar arasında yer alıyor. Ayrıca bu oyunların geliştiricileri, uzun yıllardır bu konuda çalışmalarda bulunmuş ve piyasaya çok sayıda açık dünya oyunu bırakmış kişilerden oluşuyor. Yâni adamların bu konudaki birikimleri fazlasıyla yüksek. 

Öte yandan Mafia 3 ve ilk Watch Dogs oyununa baktığımızda; neredeyse hiç bir doluluğu bulunmayan şehirler ve pek de kaliteli çalışmayan makaniklerle karşılaşıyoruz. Özellikle Watch Dogs gibi araçlarla o denli haşır neşir olduğumuz bir oyunun sürüş mekanikleri. E3 fuarında gösterilen oyunla ne kadar farklı göründüğünü söylemiyorum bile...

Peki; kabul ediyoruz ki bir oyun için açık dünya unsuru, oyuncunun daha çok keyif almasını sağlayan en önemli faktörlerden biri. Fakat çizgisel oyunlar başarılı değiller mi? Tabii ki öyle bir genelleme asla yapılamaz. Bunun için geçtiğimiz yılın en iyi oyunu seçilen God of War'ı gösterebiliriz. Oyunun hikaye anlatımı ve ana karakter dışında kalan NPC'lere verilen roller o kadar güzel işlenmişti ki; kimse bu oyun neden açık dünya değil diye feryat etme gereği duymadı.

Öte yandan yine geçtiğimiz sene piyasaya sürülen Detroit Become Human da asla bir açık dünya oyunu değildi. Fakat oyunculara sunduğu karar verme özgürlüğü, kaliteli senaryosu ve şahane karakterleri ile bizlerin gönlünde taht kurmayı başardı.

Buradan oyun geliştiricilerine sesleniyoruz. Bir oyun yapmaya karar verdiğinizde bunu hangi şekilde açık dünya oyununa çevirebiliriz diye düşünmeyiniz.

Tasarlanan oyunun senaryosu; genel itibarı ile oyuncuların en fazla önemsediği faktörlerden biri. Diğer taraftan yapımın oynanabilirliği, oyuncuyu etkileyen bir diğer önemli unsur. Siz bizi eğlendirmeyi başaran çizgisel bir oyun geliştirin, bizler "Bu oyunda gezemedim, ÇÖP!" demeyiz.

İlgili Etiketler